banner186

Bu haber kez okundu.

Eski Rektör Gündüz Mahkeme İfadesinde İçini Döktü;
Adıyaman 2. Sulh Ceza Mahkemesi hakimliğine sunduğu ifadesiyle 800 Gün sonra suskunluğunu bozan Adıyaman Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Mustafa Gündüz, yazılı ifadesini gazetemizle paylaştı.
            Mahkemeye sunmuş olduğu ifadesinde bir çok konuya değinen Gündüz, uğradığı haksızlıkları ve yaşadığı sıkıntıları bütün açıklığıyla ortayı koydu.
İfadesinde özellikle bundan böyle de başıma ne getirilirse getirilsin içine doğduğum koşulları değiştirdiğim gibi, içine girdiğim ortamları da daha iyiye eriştirmek için mücadele etmeyi sürdüreceğim sözlerine yer verdi.
            Adıyaman Üniversitesinin en büyük emektarı olan, yaşadığı bir çok sıkıntıya ve iftiralara rağmen sessizliğini koruyan Eski Rektör Mustafa Gündüz, mahkemeye verdiği ifadesinde her şeyi içtenlikle ortaya koyup, adaletin yerini bulmasını istedi.
Gündüz’ün 13 sayfa halinde hazırlamış olduğu ifadesinden almış olduğumuz önemli konuları siz değerli okuyucularımızla yazı dizi halinde paylaşıyoruz. İşte eski Rektör Gündüz’ün mahkemeye sunduğu ifadesinden önemli kesitler.
 
BU ADAM ADIYAMAN’IN KADERİNİ DEĞİŞTİRİYOR DEDİDLER
Prof. Dr. Mustafa Gündüz ifadesinde; “Rektör olarak göreve başladıktan sonra, önce kendimi ve koşullarımı değiştirmeye başladım, sonra insan olmanın bir gereği olarak içinde bulunduğum ortamlara yöneldim. Artık, dünyayı değiştirme fikrimden vazgeçtim. Adıyaman’ı bile değiştiremedim(!). Rektör olarak görev yaptığım dönemde akıl ve görgü sahibi herkes; fakülte sayısını 4 kat, hizmet binalarını 4 kat, öğrenci sayısını 5 kat, uluslararası yayın sayısını 5 kat, akademik personel sayısını 6 kat, halka açık sosyal-kültürel etkinlikleri 10 kat, bütçesini 50 kat ve kentteki ekonomik faaliyet alanını da 100 kat artırarak Üniversite ve Adıyaman için yapıp ettiklerimi gösterip “Bu adam Adıyaman’ın kaderini değiştiriyor, ufkunu açıp umudunu artırıyor, yüzünü güldürüyor” diyordu. Artık yokum. Adıyaman’ın ve onun Üniversitesinin şimdiki halini görenler ise: Güldürmeyen Allah, güldürmüyor! Diyorlar.
Kalbim kırıldı, zihnim gerildi, benliğim örselendi, bedenim tükendi.
 
BÜTÜN BİRİKİMİMİ ÜNİVERSİTE İÇİN HARCADIM
Gerçekten Adalet, ne tek başına bir kanun, ne de tek başına bir ruhtur; Adalet erdemdir, erdemli kişiler eliyle gerçekleşir. Ben ise, 24 Kasım 2010 tarihinden buyana başka bir ilde ruhsuz bir ceset gibi duruyorum, ama anlaşılan Adıyaman’ın ve Üniversitesinin üzerinde de bir hayalet gibi dolaşıyorum. Bugün huzurunuzda, bu beden ile ruh yeniden bir araya gelecekler. İşte, dünyaya geldiği koşulları aşıp, diyar diyar dolaşıp, elde ettiği birikimini doğduğu köyün üzerinde kurulan Üniversitesine taşıyıp, onun kuruluşunu kendi doğum koşullarına benzeterek ortak kaderi yaşayıp, Üniversitesini sıfırdan erişebileceği zirveye taşımak için bütün varlığını ortaya koydum.
 
ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ BASILINCAYA KADAR “MODEL ÜNİVERSİTE” İMAJIYLA BİR ONUR TAŞIYORDU
Adıyaman Üniversitesi, Adıyaman Emniyet Müdürlüğünün ilgili çalışanları tarafından çağrılı bazı haber ajansı kameramanlarıyla birlikte 24 Kasım 2010 “Öğretmenler Günü” sabahı 06.00’da basıldı. “Şafak Operasyonu” adını verdikleri bu baskını, ulusal basından ve Adıyaman Emniyet Müdürlüğü Internet sitesinden öğrendim. Bu internet sitesindeki bilgiye göre, Adıyaman Üniversitesi ihalelerine fesat karıştırılmış ve suçlular yakalanmıştı
Bu operasyon günü, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ve 47 Üniversitenin Rektörünün katılımıyla Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde gerçekleştirilen toplantıdaydım ve orada “Yeni Kurulan Üniversitelerin Gelişme Modelini” anlatıyordum. Gerçekten, 24 Kasım 2010 “Öğretmenler Günü” Adıyaman Üniversitesi basılıncaya kadar “Model Üniversite” imajıyla bir onur taşıyordu. Kuruluş sürecinde elde edilen bu onur, gerçekleştirilen somut gelişmelere dayanıyordu. Sözünü ettiğim baskın ya da Adıyaman Emniyet Müdürlüğünün verdiği adla ”Şafak Operasyonu” öncesinde Adıyaman Üniversitesinin kat ettiği gelişme aşamaları herkes tarafından çok iyi bilinmekteydi. Operasyon sonrası birçok çalışanımız gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı. Ayrıca, Adıyaman Üniversitesi yine benzer iddialarla birkaç defa daha basıldı.
 
YARGILANMADAN SUÇ İŞLEDİĞİM KARARINA VARILDI
 
Nihayet, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 30 Aralık 2010 tarih ve 2010/9005 sayılı yazılarıyla benimle ilgili de 5 ihaledeki suç iddialarından kaynaklı olarak “Görevi Kötüye Kullanmak” fiilini işlediğim gerekçesiyle Yükseköğretim Kurulu Başkanlığından Lüzumu Muhakeme kararı verilmesini talep ettiğini yine basından öğrendim.
Bu talep üzere, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca 2547 Sayılı Kanunun 53. Maddesi uyarınca Son Soruşturma Yetkili Kurulu oluşturuldu. Rektör olarak görev yaptığım Adıyaman Üniversitesi’nde yapılan bazı ihalelerde, personel üzerinde “İdari denetim ve gözetim görevini ihmal ettiğim” gerekçesinden hareketle “Görevi Kötüye Kullandığım” için Lüzumu Muhakeme kararı verildi. Bu kurul, ilginç bir biçimde, “TCK’nın 257. Maddesi olan Görevi Kötüye Kullanma fiilini oluşturan suçu işlediği sonuç ve kanaatine varılarak Lüzumu Muhakemesine,” şeklinde kurulan ifadelerle kurul olma yetkisini aşıp, hâkim görevlerini üstlenip, henüz yargılanmadan suç işlediğim kararına varmıştı.
İtiraz üzerine, Danıştay I. Dairesi, 2012/624 numaralı kararıyla “Adıyaman Üniversitesi Yerleşke İçi Bordür Döşemesi Kaldırım Yapım İşi İhalesi, Adıyaman Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çevre Düzenlemesi ve Tesisat İşi İhalesi ve Adıyaman Üniversitesi Mediko-Sosyal Binası Mobilya Malzemeleri Alım İşi İhalesi” olmak üzere 3 ihaledeki suç iddialarından kaynaklı olarak Mahkemenizde yargılanmama karar verdi. Böylelikle aradan geçen 804 gün sonra huzurunuza eriştim. 804 gün rüyamda ve hülyamda hep bunları gördüm ve düşündüm. Artık olan biteni ben, bütün bunların hangi amaca hizmet ettiğini ise herkes biliyor.
 
İSİMSİZ-İMZASIZ İHBAR MEKTUPLARIYLA İŞLEM BAŞLATILDI
   Savcılık Makamının yazısında ve Son Soruşturma Kurulunun İddianame yerine geçecek olan kararında, Savcılığa posta yolu ile yapılan isimsiz-imzasız ihbar mektuplarından bahsedilerek, bu ihbar mektuplarına istinaden işlem başlatıldığı belirtilmiştir. Yine İhbar mektuplarında Adıyaman Üniversitesindeki yapım, hizmet ve mal alım ihalelerinde, ihaleyi alan firmaların hep aynı firmalar olduğu bildirilmesine karşın, iddianamede sayılan ihale veya işlerin tamamı farklı firmalar tarafından kazanılmıştır. Kaldı ki aynı firmaların ihaleyi kazanması herhangi bir suç kapsamında da değildir. Böyle olası bir durumun bana isnat edilen “Görevi Kötüye Kullanma” suçu ile herhangi bir yakınlığı bulunmadığı halde, iddianamede bulunması oldukça yersiz ve lüzumsuzdur. Zaten, Diğer bütün üniversitelerde olduğu gibi Adıyaman Üniversitesi’ndeki bütün yapım işleri ihalelerine de itirazlar yapılmış ve kararlar KİK tarafından verildiği biçimiyle uygulanmıştır.
 
BİR İNSANA ATILACAK BÜTÜN İFTİRALARA MARUZ KALDIM
Sayın Savcılık yazısı ve Son Soruşturma Kurulunun İddianame yerine geçecek olan kararı oldukça şaşırtıcıdır. Bu yazılarda yapılan ihalelere itiraz etmemeleri için bazı firma yetkililerini tehdit ettiğim, baskı uyguladığım, gözdağı verdiğim(ama buna rağmen itiraz edilmiş olmalı ki), itiraz üzerine Kamu İhale Kurumu kurul üyelerini ziyaret ederek onları etkilediğim, ihaleye fesat karıştırdığım, yok kamuyu zarara uğrattığım, yok suç duyurusunda bulunmam gerekirken bulunmadığım, gibi gibi asılsız, dayanaksız, bir insana yapılabilecek bütün iftiralara yer verilmiştir. Aynı yazıların bir başka bölümünde, Adıyaman halkından rüşvet istediğim ama alamadığım, bu nedenle ihaleleri başka illere verdiğim, hocaları Adana’dan getirerek onlardan rüşvet alıp kayırdığım, ili hatta bütün ülkeyi büyük zarara uğrattığım, bölücü terör örgütünü destekleyip üyelerini himaye ettiğim, ilde nifak yarattığım, üniversitede bir suç örgütü kurduğum, personelin ve akademisyenlerin çalışmadan maaş almalarına yol açtığım gibi daha bir sürü iftiraya yer verilmiştir.
 
SAVCILIK SORUŞTURMA AÇMA GEREĞİ DUYMAMIŞTIR
İddianamede bunlara değinen Sayın Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı bu hususlarla ilgili herhangi bir delil araştırmasına gitmeyerek, soruşturma başlatıp dava açmayarak veya dava açmak için YÖK’ten izin istemeyerek, velhasıl yapması gerekenleri yapmayarak adeta Görevini Kötüye Kullanmıştır. Ya da delil araştırması yaparak, bütün bunların iftira olduğunu, hukuk nezdinde bir anlam ifade etmediğini fark etmiş ve dava veya soruşturma açma gereği duymamıştır. Böylelikle iftira ve boş iddialar olduğu anlaşılan söylemlerin, hem Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığının YÖK’ten istediği izin talebinde hem de İddianame yerine geçecek olan Son Soruşturma Kurul Kararında zikredilmesinin gereğini anlayamadım.
 
YILIN REKTÖRÜ SEÇİLDİM
Adıyaman, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı’nın yaptığı “İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Göstergeleri” araştırmasına göre, Türkiye’deki 81 il içerisinde sondan 7. sırada yer almaktadır. Adıyaman Üniversitesi yönetimi, 1954 yılında il olan Adıyaman’ın adeta kaderini değiştirecek gelişmelere yol açmış, başka hiçbir kamu yatırımı alanında olmadığı kadar hızlı, ödenek temininde ayrıcalıklı, muhatap üst düzey kamu görevlilerinin yüksek takdirlerini kazanmış, Adıyamanlı ve Adıyaman’a gönül vermiş bütün kesimlerin ufkunu açıp umudunu arttırmıştır. Hatta Ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesi kalkınma politikalarına model olmuş bir Adıyaman Üniversitesi’nden söz ediliyordu. Nitekim 2008 ve 2009 yıllarında sırasıyla “Güneydoğum Derneği” ve “Seçilmişleri ve Atanmışları İzleme Derneği” tarafından “YILIN REKTÖRÜ” seçildim. Bu onura erişmemi sağlayanlar; dönemi itibariyle ilimizi temsil eden Milletvekilleri, ilgili Bakanlar ve bürokratlar, Adıyamanlılar, Adıyaman’a gönül verenler başta olmak üzere Adıyaman Üniversitesi’nin bütün öğretim elemanları ve idari çalışanlarıdır. 
 
TEKNİK DAİRE BAŞKANLIĞI PERSONELİYLE ONUR DUYUYORUM
Böylesi bir onura erişmiş birisi olarak ben de Adıyaman Üniversitesi’nin fiziki yapılaşma sürecini yöneten, coşkulu ve özverili bir biçimde sergiledikleri başarımla Adıyaman’a ve diğer birçok üniversiteye model olacak işler yapan ve hizmet binalarının ortaya çıkmasını sağlayan Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı’nın her düzeydeki personeliyle onur duyuyorum. Bu kişiler, 24 Kasım 2010 tarihinde gerçekleştirilen Şafak Operasyonundan önce, hem Adıyaman Üniversitesi’nin, hem Adıyaman’ın, hem de ilgili çevrelerin örnek gösterdiği ve gurur duyduğu kişilerdi. Şimdi de onlara yapılan ayıplar konuşuluyor.
 
BÜTÜN KAMPANYA VE ÇARILARA RAĞMEN REKTÖR ADAYI OLMADIM
Böyle bir Üniversitenin kurucu Rektörü olarak taşımaya çabaladığım onurumun ve Üniversitemin daha fazla yıpratılmaması için bir daha yönetim görevi üstlenmeme kararı alarak adeta kenara çekildim. Bunun üzerine ve Üniversitedeki Rektörlük seçimlerine kadar, muhatap resmi çevrelerin yanı sıra bütün Adıyaman halkı ve üniversitedeki öğrenciler ile çalışanlar, kararımdan vazgeçirmeye çabaladılar. Sivil Toplum Örgütleri, İşadamları, Esnaflar ve özellikle Öğrenciler günlerce kampanyalar düzenlediler ve çağrılarda bulundular. Gördüğüm bu ilgi ve yüklenilen onura rağmen, kurucusu olduğum üniversitesinin daha ileriye gidebilmesi ve zarar görmemesi için kararımı uygulayıp, Rektör adayı olmadım.
 
BANA İFTİRA ATAN ŞAHIS YENİ REKTÖRÜN ÖZEL KALEM MÜDÜRÜ OLDU
Aslında, böylelikle birkaç müfteri de amacına ulaştı. Sözgelimi, Internet ortamında yayın yapan bir siteye Arif Taner Selamet lakabı ile sözde yorum adı altında şahsıma hakaret ve suç isnadında bulunarak iftira eden bir şahsın, suç duyurusu sonrası açılan dava ile ilkokul öğretmeni Cenap ATLI olduğu tespit edilmiştir. Aynı şahıs, Rektörlük Devir Teslim Töreni sonrası, Yeni Rektör tarafından Rektör Özel Kalem Müdürü olarak görevlendirilmiştir. Anlaşılan Adıyaman Üniversitesinin yeni Rektörü, başıma gelenlerden ders çıkararak benimle uğraşanlarla kendisi uğraşmamak için, Adıyaman’ın kaliteli ve mahkeme kararı ile tescilli müfterilerini önemli makamlara atamıştır. Bugün itibarıyla, Cenap ATLI, dava sonucu hakaret suçundan cezalandırılmış ve 3000 TL de tazminata mahkûm edilmiştir. (EK-6: Cenap ATLI’nın İftirası ile İlgili Adıyaman I. Sulh Ceza Mahkemesinin2011/1963 Numaralı Kararı).
 
İDDİALAR ÇÜRÜTÜLMÜŞ, TUTUKLU ŞAHISLAR HAKKINDA TAHLİYE KARARI VERİLMİŞTİR
Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davanın hâlihazır safahatında iddiaların neredeyse tamamı çürütülmüş, başlangıçta tutuklanan üniversite personeli, akademisyenler ve idari personelin tamamı hakkında, suç vasfındaki değişme ihtimali, tutuklu kalınan süre vs. nazara alınarak bihakkın tahliye kararı verilmiştir.
 
UZMANLARIN GÖRÜŞÜ NET BİR ŞEKİLDE ORTADA
Uzmanlar tarafından hazırlanan raporlar hazırlandı. Bu raporlardan birisi Sayıştay E. Uzman Denetçisi ve YÖK E. Denetleme Kurulu Üyesi Nurettin Dilmaç, diğeri Sayıştay E. Uzman Denetçisi ve Ankara Adliyesi Yeminli Bilirkişisi Erdoğan Adıgüzel tarafından düzenlenmiş Raporlardır. Bu uzman kişiler tarafından düzenlenen raporlar, Adıyaman Üniversitesinde Yapılan ihalelere fesat karıştırılıp karıştırılmadığıyla ilgilidir. Raporlarda Özetle Adıyaman Üniversitesinde yapılan ihalelere fesat karıştırılmadığı hususu, oldukça detaylı, konuya ilişkin kanun maddeleri sıralanıp açıklandıktan sonra, benzer Yargıtay Ceza Dairesi, Ceza Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi kararları ile şüpheye mahal bırakmayacak şekilde açıklanmıştır. Bu nedenle ihalelerde fesat karıştırma suçunun oluşmadığına dair birer birer açıklama yapmak yerine bu bilirkişi raporlarını ilginize sunuyorum. Bu açıklamalarla birlikte, Son Soruşturma Kurulunun Lüzumu Muhakeme kararı verirken göz ardı ettiği, belki de akıllarına dahi getiremedikleri önemli bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Hakkımda TCK’nın 257. Maddesi olan Görevi Kötüye Kullanma fiilini işlemiş olabileceğim, ‘’İhalelere fesat karıştırarak suç işleyen Personel üzerindeki İdari denetim ve gözetim görevimi ihmal ettiğim’’ gerekçesine dayandırılmaktadır. Başka bir anlamda personel görevlerini yaparken suç işlemişse, benim de Görevi Kötüye Kullanma Suçunu işleyip işlemediğim yargılama konusu yapılabilecektir. Dolayısıyla benim Görevi Kötüye Kullanma suçunu işleyebilmemin ön koşulu (suçun maddi şartı), Personelin suç işlemiş olmasıdır.
 
‘SUÇLU OLDUĞU İSPATLANA KADAR HERKES MASUMDUR’ SÖYLEMİ ES GEÇİLDİ
Hem Cumhuriyet Başsavcılığının hem de Son Soruşturma Kurulunun hâlihazırda devam eden yargılamanın sonucunu beklemesi gerekmekteydi. Anlaşılan Sayın Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı ve Son Soruşturma Kurulu Üyeleri, Ceza hukukunun en genel prensibi olan “suçlu olduğu ispatlanana kadar herkes masumdur” prensibini ya bilmiyorlar ya da atlamış olmalılar. Ortada personelin suç işlediğine dair verilmiş bir mahkeme kararı yoktur. Kaldı ki, Adıyaman 1.Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan “Adıyaman Üniversitesi Yerleşke İçi Bordür Döşemesi Kaldırım Yapım İşi İhalesi” ile ilgili olarak 10 Ocak 2013 tarihli 16. Celsenin Duruşma Tutanağı iddiaları ortadan kaldırmıştır.
 
ADIYAMAN 1.AĞIR CEZA MAHKEMESİ DE İLGİLİ DAVADA YARGILANAN SANIKLARIN TAMAMI HAKKINDA BERAAT KARARI VERMİŞTİR
 
Duruşma Tutanağında yer aldığı üzere, İddia Makamı Esas Hakkındaki Mütalaasında: “Her ne kadar sanıklar hakkında sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından cezalandırılmaları için kamu davası açılmış ise de; sanıkların eylemlerinin ihaleye fesat karıştırmak suçunu oluşturmayacağı, ancak görevi kötüye kullanma veya görevi ihmal suçuna vücut verebileceği, bu suç açısından herhangi bir kamu zararının meydana gelmediği, kişilere menfaat sağlandığının da tespit edilemediği, ayrıca sanıkların sahtecilik yaptıklarına ilişkin de delil bulunmadığı anlaşılmakla; sanıkların atılı suçlardan ayrı ayrı beraatlarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur” demektedir. Adıyaman 1.Ağır Ceza Mahkemesi de ilgili davada yargılanan sanıkların tamamı hakkında BERAAT kararı vermiştir.
 
PERSONELİN İŞLEYECEĞİ SUÇU EN ÜST AMİRİNE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAKTAN CEZA TARTİBİ CİHETİNE GİDİLMESİ İYİ NİYETTEN UZAK BİR TUTUMDUR
Adıyaman Üniversitesinde yapılan ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasının doğru olduğunu bir an için varsaysak bile, bu durum karşısında, birinci derecede yetkili ve sorumlu değil, olsa olsa İdare adına Müşteki statüsünde rol alabilirim. Kendilerine verilen görevi, gereği gibi yerine getirmeyen personel varsa, onlar hakkında birinci derecede soruşturma ve disiplin kovuşturması başlatma yetki ve sorumluluğu Rektör olarak bana aittir. 2547 Sayılı YÖK Kanununun 13/b-5. madde metnini bu şekilde yorumlamak yerine, her düzeydeki personelin işleyeceği suçu veya disiplin suçunun karşılığında Rektöre Görevi Kötüye Kullanmaktan ceza tertibi cihetine gidilmesi iyi niyetten uzak bir tutum olarak değerlendirilmelidir.
 
İL ÖZEL İDAREDEKİ BİR PERSONELİN HATASI VALİ’YE, İCRA MÜDÜRLÜĞÜNDEKİ BİR PERSONELİN HATASI İSE BİR SAVCI’YA MAL EDİLEMEZ
Hakkımda yürütülen mantıkla karşılaştırıldığında, suç işleyen veya görevini gereği gibi ifa etmeyen her memurun veya alt kademedeki personelin cezalandırılmasının ardından bir de üst kademede yer alan idarecinin Görevi Kötüye Kullanmaktan dolayı cezalandırılması gerekmektedir. Bu durumda, İl Özel İdaresinde 4734 Sayılı Yasa kapsamında yapılan ihalelerdeki her hatadan veya fesat karıştırmaktan dolayı Valilerin Görevi Kötüye Kullanmak suçundan yargılanmaları gerekmektedir. Ya da Adli teşkilatlarda İcra Müdürlükleri ile Yazı İşleri Müdürlerinin idari denetim ve gözetim görevi Cumhuriyet Başsavcılığına aittir. Örneğin İcra Memurlarının her usulsüz işleminden dolayı ya da rüşvet suçunu işlemesinden dolayı bir Cumhuriyet Başsavcısı, idari denetim ve gözetim görevini yerine getirmediği için Görevi Kötüye Kullanmış olmalıdır ve cezalandırılmalıdır. Türkiye’de, şimdiye kadar birçok İcra Memuru rüşvet suçunu işlediği için cezalandırılmış, fakat onların amiri pozisyonundaki hiç bir Cumhuriyet Başsavcısı cezalandırılmamıştır. Böyle bir durum ne kadar adalete ve hakkaniyete aykırıysa, hakkımda iddia edilen suçlama da o kadar adalete ve hakkaniyete aykırıdır.
 
İHALELERİN BELİRTİLEN PAZARLIK USULÜYLE YAPILMASININ HUKUKİ OLMAYAN GEREKÇELERE DAYANDIĞI İDDİASI DA GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR
Bütün bunlarla birlikte, Danıştay Birinci Daire’nin 2012/624 numaralı kararına göre; “Adıyaman Üniversitesi Yerleşke İçi Bordür Döşemesi Kaldırım Yapım İşi İhalesi, Adıyaman Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çevre Düzenlemesi ve Tesisat İşi İhalesi ve Adıyaman Üniversitesi Mediko-Sosyal Binası Mobilya Malzemeleri Alım İşi İhalesi” olmak üzere 3 ihaledeki suç iddialarından kaynaklı olarak Mahkemenizde yargılanıyorum.
Özü itibariyle, bu ihalelerin 4734 Sayılı Kanunun 19. Maddesi gereği açık ihale usulüyle yapılması yerine, hukuki olmayan gerekçelerle 21/b Maddesinde belirtilen pazarlık usulüyle yapılmasını onayladığım için TCK’nın 257. Maddesi olan “Görevi Kötüye Kullanma” fiilini oluşturan suçu işlediğim iddia edilmektedir. Söz konusu ihalelerin 4734 Sayılı Kanunun 19. Maddesi gereği açık ihale usulüyle yapılması yerine, hukuki olmayan gerekçelerle 21/b Maddesinde belirtilen pazarlık usulüyle yapılmasını onaylama iddiası hem hukuken hem de fiilen mümkün değildir. Zira ihalenin usulünü onaylama yetkisi 4734 Sayılı Kanun uyarınca Rektörlük Makamına ait değildir. Ancak, Rektörlük Yönetimi, İŞ AKIŞ SÜRECİNİ DENETLEMEK ÜZERE; Üst Yönetime gelen bütün işleri ve kararları OLUR (Rektör Yardımcıları, Genel Sekreter ve Daire Başkanı) ve aynı zamanda ONAY (Rektör) sürecinden geçirir. Yine de bir an için Rektörün böyle bir onay yetkisine sahip olduğu düşünülse dahi, bahse konu ihalelerin 21/b maddesinde belirtilen pazarlık usulüyle yapılmasının hukuki olmayan gerekçelere dayandığı iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Şöyle ki;
Pazarlık usulüyle ihale edilecek işler 4734 Sayılı Kanunun 21. Maddesinin b bendinde belirlenmiştir.
 
ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ YERLEŞKE İÇİ BORDÜR DÖŞEMESİ KALDIRIM YAPIM İŞİ İHALESİnin 4734 Sayılı Yasanın 21/b Maddesinde belirtilen pazarlık usulüyle yapılmasındaki gerekçeyi kısaca şöyle açıklamak mümkündür. Adıyaman Üniversitesi yerleşkesi içerisinde yapılan birçok inşaat ve alt yapı çalışmaları nedeni ile yollar, yerleşke zemini ve özellikle ana giriş bölümü ağır tonajlı iş makinelerinin kullanması sonucu oldukça tahrifat görmüş, adeta çamur ve çukurlar deryasına dönüşmüş, kanalizasyon logarları ortaya çıkmış, eğitim öğretim döneminde her gün 7.000 civarında giriş çıkış yapan üniversite öğrencilerinin sağlığını ve hatta can güvenliğini tehdit eder vaziyete gelmiştir. Adıyaman Belediyesinin katkılarıyla geçici çözümler üretilmeye çabalanmış, ancak ilk yağmurla birlikte yerleşke alanının tek girişi de kullanılamaz hale gelmiştir. İşin gecikmesinin eğitim ve öğretimi aksatacağı endişe olmaktan çıkarak mutlak hale gelmiş, bordür döşemelerinin ve kaldırımların bir an evvel yapılması zarureti kendini şiddetle hissettirmiş ve ihalenin ivedi olarak yapılması gerekmiştir İŞİN İHALE YETKİLİSİ DE ORTADAKİ TABLOYU İYİ DEĞERLENDİREREK KENDİSİNDEN BEKLENEN BASİRETİ SERGİLEYİP, ”kamu hizmetlerinin devamlılığı” Kamu hizmetinin işleyişine engel olacak, hizmetin geç veya kusurlu işlemesine sebebiyet verecek mahiyetteki durumu bertaraf etmek gibi idari veya hukuki sebeplere dayanarak ihalenin 21/b maddesine göre yapılmasına karar vermiştir.
 
TIP FAKÜLTESİ BİR ÜNİVERSİTENİN VE BULUNDUĞU İLİN OLMAZSA OLMAZLARI ARASINDADIR
 
Üniversitemizdeki İŞ AKIŞ SÜRECİNİ DENETLEMEK üzere geliştirilen Form yazışma üzerinde Rektör Yardımcımızın OLURU ile bu kararı ONAYLADIM. ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA VE UYGULAMA HASTANESİ ÇEVRE DÜZENLEMESİ VE TESİSAT İŞİ İHALESİnin 4734 Sayılı Yasanın 21/b Maddesinde belirtilen pazarlık usulüyle yapılmasındaki gerekçeyi kısaca şöyle açıklamak mümkündür. Üniversitelerin asli görevleri içerisinde sadece eğitim ve öğretimin olmadığını, üniversitenin içine doğduğu bölgenin her türlü sorunları ile ilgilenerek bölgeyi kalkındırmak ve geliştirmek gibi bir ulvi göreve daha talip olması gerektiğini bilerek önce Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi
kuruluş sürecini tamamladım Sonra da bu fakültenin çok acil olarak bir tıp fakültesi hastanesine kavuşması gerekliliğini belirledim. İşleri olağan akışına bırakacak olsak, Adıyaman Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi hizmet binası Haziran-2014 tarihinde başlayacak ve Aralık-2027 tarihinde tamamlanabilecekti. Diğer birçok Üniversitede ve genel olarak Adıyaman’da olduğu gibi, işleri olağan sürecine bırakarak adeta seyirci kalamazdım.
 
ADIYAMAN İLİ İÇİN ÜNİVERSİTE NE İSE TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ DE ODUR
Adıyaman ili için Üniversite ne ise Tıp Fakültesi Hastanesi de odur. Adıyaman ilinden yılda yaklaşık 100.000 civarında hastanın çevre illerdeki araştırma ve uygulama hastanelerine sevk edildiğini ve bu sevklerden kaynaklı ekte sunduğum Adıyaman Defterdarlığı İl Geneli Tedavi ve Yolluk Giderleri Listesinden görüleceği üzere 2009 yılında tedavi ve yolluk gideri olarak 47.141.024,38 TL gibi çok ciddi bir meblağın çevre illere akıp gittiğini tespit ettim. Yine acil hastaların çevre illerdeki hastanelere sevki esnasındaki zaman, mal ve en önemlisi can kayıplarını da dikkate aldım. Ayrıca, Tıp Fakültesi’ne 100’ün üzerinde akademik ve idari çalışanın ataması yapılmış ve bu kişiler hastanenin açılışını beklemekteydi. Bu ve buna benzer birçok hususun da mütalaasını müteakiben ve hatta saniyen adeta taarruza geçerek, Tıp fakültesi hastanesi açma hakkını kazandıktan sonra araştırma hastanesi olabileceğine kanaat getirdiğim, bitime hazır iki binayı yine acilen kamulaştırdık. Kamulaştırma işlemi ve binanın inşaat ikmali tamamlandıktan sonra, Sağlık Bakanlığı 16/10/2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Tebliği ile “Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları”nda değişiklik yapmıştır. Bu yasal mevzuattaki değişikliğin uygulanabilmesi için Hastane Çevresinin ve Tesisatlarının yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Yine hastane civarındaki yol probleminin giderilmesi için 14.04.2010 tarih ve 881 sayılı yazı ile Belediyeden imar değişikliği talep edilmiştir. Bu talebe Adıyaman Belediyesi Meclisi gecikmeli olarak 05.07.2010 tarihinde toplandıktan sonra karar vermiştir. Kaldı ki Adıyaman İl Özel İdaresi, Adıyaman Üniversitesine tahsis etmiş olduğu, hastane bitişindeki parselleri vermekte gecikmiş, nihayet 14.12.2009 da Adıyaman Belediyesi ile farklı parseller üzerinde takas yapılması taleplerini iletmişler ve hastane bitişiğindeki yol, çevre düzenlemesi ve iklimlendirme ünitelerinin yerleştirileceği alan problemi sürüncemede bırakılmıştır. Bu, İdare tarafından beklenmeyen ve öngörülmesi mümkün olmayan problemler neticesinde, Adıyaman Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin faaliyete başlama sürecini ötelemiştir. Dolayısıyla Kamu menfaati ciddi zarara uğramıştır. Bu zararın daha fazla büyümemesi için bahse konu ihale acilen Pazarlık usulü ile yapılmıştır. Bu açıklamalar ve aciliyetler ışığında iddia konusu suç isnadı tekrar nazara alındığında görülecektir ki, Adıyaman Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çevre Düzenlemesi ve Tesisat İşi İhalesinin ihale yetkilileri de, ortadaki tabloyu iyi irdeleyip, KENDİLERİNDEN BEKLENEN BASİRETİ SERGİLEYEREK,” kamu hizmetlerinin devamlılığı Kamu hizmetinin işleyişine engel olacak, hizmetin geç veya kusurlu işlemesine sebebiyet verecek mahiyette ki durumu bertaraf etmek gibi idari veya hukuki sebeplere dayanarak ihalenin 21/b maddesine göre yapılmasına karar vermişlerdir. Üniversitemizdeki İŞ AKIŞ SÜRECİNİ DENETLEMEK üzere geliştirilen Form yazışma üzerinde Rektör Yardımcımızın OLURU ile bu kararı ONAYLADIM.
ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ MEDİKO-SOSYAL BİNASI MOBİLYA MALZEMELERİ ALIM İŞİ İHALESİnin 4734 Sayılı Yasanın 21/b Maddesinde belirtilen pazarlık usulüyle yapılmasındaki gerekçeyi kısaca şöyle açıklamak mümkündür. Adıyaman Üniversitesi Mediko-Sosyal Binası Mobilya Malzemeleri Alım İşi esasında yerleşke içerisinde bulunan 7.000 civarındaki öğrencinin yemek yiyebileceği yemek malzemelerinin ve mobilyalarının alımı işidir. Öğrencilerin daha önce kullandıkları yemekhane 300 M2’lik bir alan olup, öğrenci sayısındaki artış nedeni ile hali hazır durumu kaldırmaya yetersiz kalmakta idi. Mediko-Sosyal binasının bitime yakın olması nazara alınarak, eğitim öğretim dönemi başlamadan önce eski yemekhane yönetim kurulu kararı gereğince Öğrenci İşleri Daire Başkanlığına tahsis edilmişti. Adıyaman Üniversitesi Mediko-Sosyal Binası Mobilya Malzemeleri Alım İşi daha önce açık ihale yapılmak sureti ile tedarik edilecek iken, eğitim öğretimin başlaması ve öğrencilerin 10 gün kadar yemek yiyemez olması hali, duruma ciddi bir aciliyet kazandırmıştır. Şehir merkezinden 6 km uzak olan kampüs içerisinde Üniversite öğrencilerinin yemek yiyecek bir yerlerinin olmamasının idareyi ve kamu hizmetinin sürekliliğini ne ölçüde etkileyeceği herkesin malumudur. Ailelerin emanet olarak bıraktığı ve çoğunluğu düşük gelirli 17-20 yaş arasındaki çocukların yemek içmek gibi zorunlu ihtiyaçlarının karşılanmaması telafisi mümkün olmayan bir facia anlamına gelmektedir. Yemekhanenin tamamlanması bütün öğrencilerin sağlığı ile yakından ilgilidir.
Bu durumu dikkatlice tahlil eden ihale yetkilileri de ortadaki tabloyu KENDİLERİNDEN BEKLENEN BASİRETİ SERGİLEYEREK, ”kamu hizmetlerinin devamlılığı” Kamu hizmetinin işleyişine engel olacak, hizmetin geç veya kusurlu işlemesine sebebiyet verecek mahiyetteki durumu bertaraf etmek gibi idari veya hukuki sebeplere dayanarak daha önce açık ihale usulüne göre yapacakları ihalenin 21/b Maddesine göre yapılmasına karar vermiştir. Üniversitemizdeki İŞ AKIŞ SÜRECİNİ DENETLEMEK üzere geliştirilen Form yazışma üzerinde Rektör Yardımcımızın OLURU ile bu kararı ONAYLADIM.
Bu ihalelerde görev alan personelin görevlerini yapmada suç oluşturan fiillerinin bulunması ve Rektörün 2547 Sayılı Kanunun 13/b-5 maddesi gereği, idari denetim ve gözetim görevini ihmal etmesi nedeniyle birinci derecede yetkili ve sorumluluğunun bulunduğu gerekçesi ile TCK’nın 257. Maddesi olan “Görevi Kötüye Kullanma” fiilini oluşturan suçu işlediğim sonuç ve kanaatine varıldığı için yargılanıyorum. Ancak, TCK 257. Maddesinin unsurları kesinlikle oluşmamıştır. Şöyle ki; MADDE 257. “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
demek sureti ile suçun oluşabilmesi için Kamu zararını ya da kişilere haksız kazanç sağlanmış olmasını şart koşmaktadır.
 
MALİYETİNİN ALTINDA YAPTIĞIMIZ İHALEDE DEVLET ZARAR DEĞİL KAR ETMİŞTİR
Adıyaman Üniversitesinde Yapılan ihalelerin sonucunda kamunun zarara uğradığına ya da kişilere haksız kazanç sağlandığına dair somut bir kanıt ortaya konulmamış, tamamen varsayımlara dayalı iddialar ileri sürülmüştür. Adıyaman Üniversitesinde pazarlık usulü ile veya açık usulle yapılan ihalelerin tamamında kamu menfaati zarar değil, bilakis fayda ve kar elde etmiştir. Bu bir iddia değil mahkeme kararına dayalı bir sonuçtur. Örneğin, Adıyaman Üniversitesi Yerleşke İçi Bordür Döşemesi Kaldırım Yapım İşini üstlenen yüklenicinin işin bedelinden kaynaklı parasını alamadığı için, Adıyaman Üniversitesine karşı açtığı itirazın iptali davasında, işin yapım maliyetlerinin ihale bedelinden yaklaşık 8.000 TL daha fazla olduğu bilirkişi raporları ile sabitlenmiştir. Başka bir deyişle Kamu bu ihaleden kaynaklı işin maliyet fiyatından daha aşağı bedelle iş yaptırmış ve zarar değil, kar etmiştir (EK-12: Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2011/159 Numaralı Dosya Bilirkişi Raporu). Sayın Adıyaman Başsavcılığı ise bu işten kamunun zarar ettiğini hiçbir delile dayanmaksızın iddia etmektedir.
 
PAZARLIK USULÜ İHALE SUÇSA ADIYAMAN’DA BİR ÇOK KURUM SUÇ İŞLEMİŞTİR
 
Son olarak, yukarıda anılan ihalelerin 4734 Sayılı Kanunun 19. Maddesi gereği açık ihale usulüyle yapılması yerine, hukuki olmayan gerekçelerle 21/b Maddesinde belirtilen pazarlık usulüyle yapılmasını onayladığım için, TCK’nın 257. Maddesi olan “Görevi Kötüye Kullanma” fiilini oluşturan suçu işlediğim iddia edilmektedir. Yasanın 21/b Maddesinde belirtilen deprem, sel, doğal afet, yangın gibi ani ve beklenmeyen koşullar altında pazarlık usulüyle ihale yapılması hukuka uygun gerekçeler olarak öne sürülüyorsa, benim bildiğim kadarıyla 2010 yılından buyana Adıyaman’da ne deprem, ne sel, ne yangın, ne de benzeri bir doğal afet yaşanmadı. Buna rağmen, Adıyaman il sınırlarında yer alan birçok kamu kurumu EK-13’te sunduğum KİK İhale Bültenindeki bilgilerden görüleceği üzere, mal ve hizmet alımı ihalelerinin tamamına yakınını pazarlık usulüyle yapmıştır. Bu halde, ihaleleri pazarlık usulüyle yapmak tek başına suç olamaz. Zira Adıyaman il sınırlarında yer alan bütün kamu kurumu çalışanları ve yöneticileri ile birlikte, asıl Valilik Makamının da “Görevi Kötüye Kullanmak” suçundan yargılanıyor olmaları gerekirdi.
            Bütün bu yukarıda ifade ettiğim görüşlerim ve sunduğum belgelerle birlikte hala suçsuz olduğumu ortaya koymayı beceremediysem derhal CEZALANDIRILMAMI, eğer suçsuz olduğumu kanıtlayabildiysem de 50 yılda ilk kez düştüğüm SANIK konumundan kurtarılıp geriye kalan yaşamımı elde etmeye çabaladığım onur ile sürdürmek üzere BERAATİMİ saygılarımla arz ederim.
Bizlerle ve kamuoyu ile paylaştığı ifadelerinde görüldüğü üzere, yüreği Adıyaman Üniversitesi için atan, üstlendiği görevini layıkıyla yerine getirmeye çalışan ancak yaşadıkları olaylar karşısında sessiz kalıp ancak 800 gün sonra verdiği ifadesiyle sessizliğini bozan Adıyaman Üniversitesi Rektörü Mustafa Gündüz’ün vermiş olduğu hukuk mücadelesinde kendisini JetHaber olarak yürekten destekliyor, bundan sonraki yaşamında başarılar diliyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner115

banner185