banner186

Bu haber kez okundu.

Çiçek Köyünde Yaşanan Dram Ve Köylünün İsyanı (1)
 
“Ramazan Telaşesi” programı ilk günden başlayarak halktan büyük ilgi gördü. Program’ın, kısa süre içinde büyük bir izleyici kitlesi oluştu. Adıyaman halkının sesi ve halk tarafından en çok izlenen bir program oldu. 
Samsat, Sincik, Gerger ve Çelikhan ilçeleri, gelir düzeyi düşük, Adıyaman’ın işsizlik ve yoksulluğun en fazla olduğu ilçeleri. Devlet desteği olmadan bu ilçelerde halkın, kendi olanaklarıyla sorun çözme güçleri yok. Bu ilçeler aynı zamanda muhafazakâr bir yapıya sahipler. Çok partili dönede ağırlıklı olarak muhafazakâr partilere oy verdiler. Muhafazakar söylemlerle politika yapan AKP, 2002, 2007 ve 2011 seçimlerinde, bu ilçelerde yüzde 70 yüzde 80’ler düzeyinde oy aldı. Şu anda Adıyaman’ın 5 milletvekilinin 5’i de AKP’li.  5 milletvekilinin 3’ü, Ahmet Aydın, Mehmet Metiner ve Murtaza Yetiş Kâhtalı. Ahmet Aydın, aynı zamanda AKP Grup Başkan Velili. Başbakana çok yakın olan, AKP’de politikaların belirlenmesinde etkili ve belirleyici olan birisi.
Kâhta ilçesi ile Samsat ilçesi sınır komşusu. İki ilçe arasında yakın akrabalık bağı ve arazi ortaklığı var. Kahta siyaseten Samsat’ı etkilen bir ilçe. 
“Ramazan Telaşesi” Program çekimi için, Samsat’ın Çiçek köyüne giden, köyün en büyük sorununun su sıkıntısı olduğunu öğrenen Zekeriya Polat, telaşla kendisine doğru yaklaşan bir köylüye mikrofon uzatıyor.
Heyecanla konuşmaya başlayan köylü: “Valla en büyük sorunumuz su sorunu. Bak abi inan etki 8-9 aydır su içmiyoruz. Banyo bile etmiyoruz ya.”
Zekeriya Polat: Senin ellerin niye böyle olmuş. Tütünden mi?
Köylü: “Tütünden geliyorum. Dediler ki ASU Televizyonu gelmiş. Ben bir konuşma yapım dedim. İnan etki su yok ki ellerimizi yıkayalım. Böyle yatıyoruz ha.” (Köylünün söylediği başka şeylerde var. Onları, daha sonraki yazılarımda ele alacağım.)
İşte size, 21 yüzyılı Türkiye’sinde Çiçek köylülerinin içler acıtan dramı.     
Zekeriya Polat, Çiçek Köyüne gitti. Çiçek köylülerinin yaşadıkları dramı yerinde gördü. İnsanlık ve gazetecilik sorumluğuyla köylülerin yaşadıkları su sorununu, yetkililere ulaştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmek için kaydetti.
Peki, sonra ne oldu?
Zekeriye Polat’ın başına neler geldi?
Yaptığı işin, insanlık ve gazetecilik sorumluğunun bedeli neye mal oldu?
Bu süreçte Adıyaman, yazılı ve görsel basını ne yaptı?
(Devem edecek)
 
ÇİÇEK KÖYÜNDE YAŞANAN DRAM VE KÖYLÜNÜN İSYANI (2)
Cumhuriyet tarihinde yaşanan bir ilk
Cumhuriyet kurulduğunda nüfusun yüzde 80’ni köylerde, yüzde 20’si şehirlerde yaşıyordu. Köylerde okuma yazma bilen, okul, yol, su, elektrik yoktu. Bu bağlamda Cumhuriyet bir köylü toplumu olarak kurulmuştu.
Sanayi yok denecek kadar azdı. Ekonomi toprağa bağımlı işliyordu. Tarım, geleneksel yöntemlerle yapılıyordu. Verim çok düşüktü. Ülke büyük yoksulluk vardı. Köylerde yaşayanlar, tolumun en yoksul kesimini oluşturuyordu.  
Tek partili dönemde ve çok partili dönemde, iktidarlar, köye okul, yol, su elektrik götürmek, tarımda verimi artırmak, zenginlik yaratmak,  için çok çaba sarf ettiler. Ama köylerin sorunları hiçbir iktidar döneminde tam olarak çözülemedi. Köylerin sorunları eskisine göre azalmış olsa da, okul, yol, su, elektrik, işsizlik, ürettiği ürünün değer fiyatına satılamaması, gelir dağılımı işsizliği gibi sorunları, devam ediyor. Bu günde köylerde yaşayanlar, toplumun en yoksul kesimini oluşturuyor.
Köylüler, bu güne kadar, söz verip ama verdiği sözleri yerine getirmeyen milletvekillerinden hep şikâyetçi oldular. Ama şikâyetlerini, üzücü ve kırıcı olmadan köylü kibarlığı ile dile getirdiler.
Gölge 45 derece sıcaklığın altında çalışan, içecek su bulamayan, susuzluktan anasından doğduğuna pişman olan, gırtlağının son noktasına kadar dolan, Samsat’ın Çiçek Köyünde yaşayan bir hemşerimiz, verdikleri sözlerini tutmayan, köyüne ve kendisine su çilesi yaşatan milletvekillerine kızgınlığını ve öfkesini, sesini yükselterek, köylü kibarlığını bozarak dile getirdi.
ASU TV’nin “Ramazan Telaşesi” Program yapımcısı Zekeriya Polat’ın kendisine Uzattığı mikrofona: “Valla en büyük sorunumuz su sorunu. Hata onlarda. Yani hata Başbakandan değil. Öyle değimli? Sor hele bu su neden gelmiyor!. Sorun var. Bak abi inan etki, 8-9 aydır su içmiyoruz yav. Banyo bile etmiyoruz yav. Biz Başbakanımızdan memnunuz. Ama bizim milletvekillerinden, 5 tane milletvekilimiz var. Onlardan memnun değiliz. Yani ha onları göndermişsin ha eşekleri göndermişsin. Farkı yok.” Dedi.
9 aydır su sorunu yaşayan bir köylünün, sorunlarına ilgisiz kalan milletvekillerine, “ha onları göndermişsin ha eşekleri göndermişsin demesi, (ha onları seçip Ankara’ya göndermişsin ha eşekleri göndermişsin fark yok demek istiyor)  milletvekillerini eşek yerine koyması, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanan bir ilkti.
Bu konuşma youtube düştü. Şu anda Türkiye youtube da bu konuşmayı dinliyor.
Konuşmayı dinleyenlerin, Adıyaman için, Adıyaman halkı ve milletvekilleri için iyi şeyler düşünüldüğünü ve söylendiğini sanmıyorum
Mehmet Metiner olmak üzere Adıyaman milletvekillerini kutluyorum. Adıyaman’ı Türkiye ve dünyaya rezil etmeyi başardıkları için.
(Devem edecek)
    
MEREK EDİYORUM 
Sayın Ahmet Aydın AKP Grup Başkan Vekili olduktan sonra, Meclis’te sıkça kürsü kullanan bir milletvekilimiz. Grup Başkan Vekili olduğu günden bu güne kadar geçen süre içinde, Meclis Kürsüsünde yaptığı konuşmalarını inceledim. Sayın Aydın, CHP ve MHP sözcülerine cevap verirken, başbakanı taklit ederek, tam 67 defa “siz önce kendi geçmişinize bakın” demiş.    
Ben bu güne kadar Adıyaman CHP’de milletvekili seçilmiş olanların siyasi geçmişlerine baktım. CHP’lilerin oylarıyla seçilip AKP geçen Salih Fırat’ı bir kenara koyarsak: Bu güne kadar hiçbir CHP milletvekili için halk, “onları seçim Ankara göndereceğimize eşeği seçip gönderseydik” eşekten ne farkları var dedirtmemişler. Haksızlık etmeyeyim. Halk, diğer partilerden seçilen milletvekilleri içinde, böyle bir şey söylememiş. Onlarda kendilerine “bunları seçip göndereceğimize eşeği seçip gönderseydik” dedirtmemişler. 
Bir başka deyişle, CHP ve diğer partilerde seçilen milletvekilleri, halka verdikleri sözleri tutmuşlar ya da tutamamışlar. Yeteri kadar hizmet etmişler ya da edememişler. Başarılı olmuşlar ya da olamamışlar. Ama halk, hiçbir dönemde seçtiği milletvekilleri için, onları seçip göndereceğimize eşeği seçip gönderseydik dememiş.
Merak ediyorum. Sayın Ahmet Aydın, CHP ve MHP sözcülerine cevap vermek için kürsüye çıktığında bir daha “siz önce kendi geçmişinize bakan” diyebilecek mi? 
(Devem edecek)
 
MİLLETVEKİLLERİNİN İŞİ, GAZETECİNİN EKMEĞİ İLE OYNAMAK MIDIR?
ASU Televizyonun kurucusu Zekeriya Polat, yıllardır Adıyaman’da gazetecilik yapan, Adıyamanlıların yakından tanıdıkları bir gazetecidir.
ASU TV’de kendisini iki defa ziyaret ettim. Kısa da olsa sohbetimiz var. Eski CHP Adıyaman Kendisiyle, kısa da olsa Adıyaman’ın sorunlarını konuştuk. Kendisini Adıyaman’ın sorunlarına duyarlı, birisi olarak tanıdım. ASU TV’yi izleyenler, halkı bilgilendirme görevini kendisine tanınan fırsatlar ölçüsünde yerine getirdiğini, Adıyaman’ın sorunlarının takipçisi olduğunu, söylüyorlar. Çiçek köyünün su sorunu ve köyde yaşanan dramı, siyasetçilerin ve yöneticilerin soruna duyarsızlıklarını, köylü bir vatandaşın ağzından sansürlemeden kamuoyuna duyurması, kendisi hakkında söylenenleri doğruluyor.
Gazeteci: “Demokrasi ve temel hak ve özgürlüklerden yana; hükümet ve sermaye grupları başta olmak üzere hiçbir gücün tahakküm aracı olmayan; bağımsız; basın özgürlüğünün kendi yayın yapma özgürlüğü değil; halkın haber alma özgürlüğü olduğunun bilincinde; evrensel habercilik ilkeleri olan insana saygı, doğruluk, dürüstlük ve objektiflik rotasından şaşmayan; hiçbir çıkarı, halkı zamanında, doğru ve çok yönlü bilgilendirmek ve halkın her kesiminden farklı sesleri en geniş biçimde topluma duyurmak görevinden daha üstün tutmayan; halkın bilme hakkı söz konusu olduğunda susmayan, perdelemeyen, mazeret bulmayan, abartmayan, çarpıtmayan, kışkırtmayan, ötekileştirip düşmanlaştırmayan; güçlünün sesini çoğaltıp, güçsüzün sesini boğmayan” kişidir.   
9 ay boyunca siyasetçilerin ve yerel yöneticilerin, Çiçek köyünde yaşanan su sorununa ve köylünün çektiği sıkıntılara ilgisiz kaldıkları dikkate alındığında: Çiçek köyünde yaşanan su sorununu ile getiren Zekeriya Polat, gazetecilik görev ve sorumluğunun gereğini yapmıştır. Aynı zamanda da insanı görevini yapmıştır. Ama Adıyaman milletvekillerinin topluma tepeden bakan, eleştiriye tahammülsüz, küçük dağları biz yarattık anlayışı ile hareket ettikleri dikkate alındığında Zekeriya Polat, aynı zamanda risk almış ve elini taşına altına koymuştur.
Nitekim Çiçek köyünde yaşanan dramı dile getirdiği için ona teşekkür etmeleri ve bir an önce sonunu çözmeleri gereken milletvekilleri, Program nedeniyle Zekeriya Polat çok büyük tepki gösterdiler. Milletvekillerinin baskısıyla Zekeriya Polat, Genel Yayın Yönetmenliği görevinden alındı.
Adıyaman’da gazetecilerinin büyük kısmını tanıyorum. Birçoğuyla yakın tanışıklığımız var. Büyük kısmının gazetelerde ve internet gazetelerinde köşeleri var. Hemen hemen her gün bir yazıyorlar. Gazetecilik ilke ve ahlakı söz konusu olduğu zaman, büyük büyük laflar ediyorlar, mangalda kül bırakmıyorlar.
Zekeriya Polat sırf gazetecilik görevlerini yaptığı için ASU TV’deki görevlerine son verilmesinden sonra, Adıyaman’ın merkezinde ve ilçelerinde yayınlanan gazeteleri ve internet gazetelerini yakından takip ettim. Gazetecilik ilkeleri söz konusu olduğunda mangal kül bırakmayan gazeteciler, sırf gazetecilik görevini yaptığı için görevinden alınan meslektaşları Zekeriya Polat’a sahip çıkmadılar. Yapılan haksızlığa ve hukuksuzluğa tepki göstermediler. Ortalıkta gözükmediler. Adeta buhar olup uçmuşlardı. 
Gazetecilerin bu tavırlarına bakarsan, gazetecili görevini yapan Çiçek Köyünde yaşanan su sorunu ve köyde yaşanan dram konusunda kamuoyunu bilgilendiren, Sayın Zekeriya Polat, sanki suç işlemişti.  
(Devem edecek)
 
ADIYAMANLILAR MİLLETVEKİLLERİNE HAKSIZLIK EDİYORLAR
Çağımız bilgi çağı olarak adlandırılıyor. Bilgi baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Bilgi teknolojilerinde en hızlı gelişme, iletişim sektöründe yaşanıyor. Bilgisayar, cep telefonu ve televizyonun, bir düğmesine basarak, dünyanın neresinde olursa olsun, yeni bir gelişmeyi, anında öğrenmek mümkün.
Aynı şekilde bilgisayar ve cep telefonunun bir düğmesine basarak yaptıklarınızı anında dünyaya duyurmanı, kendinizi tanıtmanız ve reklamınızı yapmanız mümkün.   
Adıyaman’da hep şundan şikâyet edilir. Seçtiğimiz milletvekilleri, seçildikten sonra halkı unutuyorlar. Adıyaman’a yeteri kadar hizmet etmiyorlar. Adıyaman’ın kalkınmasına, tanıtılmasına ve öne çıkartılmasına yeteri kadar katkıda bulunmuyorlar. Hep kendilerini ve yakın çevrelerini düşünüyorlar. Hep kendileri ve yakın hizmet ediyorlar. Kendilerini ve yakın çevrelerini zenginleştirme peşinde koşuyorlar.
Adıyaman halkı, bu şikâyetinde çok da haksızda sayılmaz. Nitekim iktidar milletvekilleri ve yakın çevreleri, seçimlerden kısa bir süre içinde zenginleşiyorlar. Son model ciplere biniyorlar. Aynı şekilde yakın çevreleri de zenginleşiyor. Onlarda son model ciplere binmeye başlıyorlar.  
Bu bağlam Adıyamanlı hemşerilerim, milletvekillerinin seçildikten sonra halkı unuttukları, kendileri ve yakın çevrelerini düşündükleri, kendilerini ve çevrelerini zenginleştirme peşinde koştukları, Adıyaman’a yeteri kadar hizmet etmedikleri, yönündeki şikâyetlerinde haklılar.
Ama özellikle 2011 seçimlerinde seçilen AKP milletvekilleri için, Adıyaman’ın tanıtılması ve öne çıkartılması için yeteri kadar çalışmıyorlar derken, onlara karşı büyük haksızlık ediyorlar. Çünkü hiçbir dönemde Adıyaman’da milletvekili seçilenler, bu dönemde milletvekili seçilenler kadar, Adıyaman’ın Türkiye’de ve dünya tanınmasına katkıda bulunamadılar.
Şu anda dünyanın neresinde olursa olsun, bilgisayarının başına geçip, google’da “5 eşek 5 milletvekili” yazıp arama yapanlar Adıyaman’ı karşılarında buluyorlar.
Dünyanın neresinde olursa olsun You Tube da sesli olarak “5 eşek 5 milletvekili” haberini izleyenler:
Burası dünyanın neresidir,
Bu ilde nasıl insanlar yaşar,
Bu ilin özellikleri nelerdir, diye merak ediyorlardır.
Merak ederken Adıyaman’la ilgili tüm bilgileri öğrenmişler.
 
Özetlemek gerekirse: Adıyaman halkı, seçtiğimiz milletvekilleri, ilimizin tanıtılmasına yeteri kadar hizmet etmiyorlar derken, milletvekillerimize haksızlık ediyorlar, onları üzüyorlar. Adıyaman’ı dünyaya tanıtan milletvekillerimize bu haksızlığın yapmaması, onların üzülmemesi gerekiyor.
Ben kendi adıma Adıyaman’ı dünya rezil eden bu milletvekillerini, gösterdikleri başarılarından dolayı, kendilerini kutluyorum. Kesinlikle bir daha seçilmeyi, hak ediyorlar.
(Devem edecek)
  
GENEL BAŞKANIN TEK BELİRLEYİCİ OLDUĞU SİYASETİN SONUÇLARI
Basit tanımıyla siyaset: Gönüllülük esasına dayalı, halka hizmet etmek için yapılan iştir.
Siyasetçi: Gönüllük esasına dayalı halkın hizmete talip olan kişidir.
Siyaset bu temel ilkelere dayalı yapılırsa; seçenler, seçtiklerini benimsiyor ve sahipleniyorlar. Seçenlerle seçilenler birlikte uyum içinde çalışıyorlar. Hizmete dayalı siyaset yapılıyor.
Ama milletvekilleri seçenler (halk) tarafından değil de, genel başkanlar tarafından belirlenir ve halka dayatılırsa, o zaman milletvekilleri kendilerini seçenlerin (halkın) değil, genel Başkanın hizmetine giriyorlar. Sırtlarını genel başkana dayayan milletvekilleri, başlarına buyruk hareket ediyorlar, kendilerini seçenleri (halkı) iplemiyorlar, kale almıyorlar. Sorun ileten, çözüm isteyen seçmene, “git kardeşim sen beni seçmedin. Beni genel başkan seçti. Sen bana mı oy verdin. Sen genel başkan oy verdin” diyorlar.
Hele bir de parti örgütünde görev yapmadan, emek vermeden, partilileri tanımadan genel başkana ve eşine yakınlıklarıyla tepeden inme halka dayatılan milletvekilleri, halkla aralarında duvarlar örüyorlar. Halkın kendilerine ulaşmasını engellemek için halkın arasında resmi sıfatları ve kim oldukları belli olmayan yumurta topuklu silahlı korumalarla geziyorlar. Siyasi nüfuzlarını kullanarak, milletvekilliği dokunulmazlığına güvenerek kabalaşıyorlar.
Valinin de katıldığı iftar sofrasında, gazetecilik görevini yapan, halkın sorunlarını dile getiren gazeteciye, “bu işler seni ne ilgilendiriyor. Senin başka işin yok mu?”  diyerek, küfürler savuruyor. İftara katılanların önünde korumalarıyla birlikte gazeteciye dayak atıyor. Sırtını başbakan ve eşine dayayan bu milletvekiline kimse ses çıkaramıyor. Vali başta olmak üzere yemeğe katılanlar, gazeteciye yapılan küfürleri ve dayağı sessizce izliyorlar.  
İşin daha da acı olanı görevini yapan gazeteciyi dövmekle yetinmeyen Milletvekili, üstüne üstlük birde yayın yoluyla kendisine hakaret yapıldığını öne sürerek, gazeteciyi ve haberin yayınlandığı televizyon kanalını mahkemeye veriyor.
Peki, Adıyaman halkı, böyle bir siyaseti hak ediyor mu?
Siyasetin tüm çarpıklıkları Adıyaman damı yaşanacak?
Adıyaman milletvekilleri, milletin asil kendilerinin vekil olduklarını ne zaman anlayacaklar?
(Devem edecek)
 
BU NASIL HALKIN HİZMETİNDE OLMAK?
Başbakan Erdoğan kendisine yönelik “diktatörleşti” eleştirilerine değişik cevap verirken:
Biz, 73 milyonun tamamının hükümetiyiz. Biz, 780 bin kilometre karenin doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle tüm Türkiye'nin efendisi değil, hizmetkârıyız. (15 Ocak 2011 – Yenişafak Gazetesi)
'Erdoğan diktatör' diyorlar. Ben bu milletin efendisi değilim. Diktatörlük benim kanımda yok, cibiliyyetimde yok. Ben bu milletin hizmetkârıyım (2 Haziran 2013 -Haber Türk TEKE TEK Programı).
Biz bugüne kadar 76 milyonun hizmetkârı olduğumuzu söyledik.( 7 Haziran 2013 –Zaman Gazetesi)
Başbakan doğru söylüyor. Siyaset halka hizmet etmek için yapılan bir işidir. Siyasetçi gönüllük esasına dayalı halkın hizmetinde olan kişidir.
Siyasetçi halkın yaşam tarzına karışmaz. Ne yiyip ne içeceğine karışmaz. Kaç çocuk doğuracağına, doğumu sezeryanla mı, yoksa normal mi yapacağına karışmaz. Ailenin çocuğunu hangi okula göndereceğine karışmaz. Okullar arasında ayırım yapmaz. Demokratik hakkını kullanıp itiraz edenlere, çapulcular, kemirgenler, ayyaşlar, sarhoşlar, faiz lobisinin uşakları demez. Onları aşağılamaz, değerlerine hakaret etmez/edemez. 
Başbakan, “hem milletin efendisi değil, milletin hizmetkârıyız” deyip; hem de demokratik haklarını kullanıp tepkilerini dile getirenleri aşağılarsa, kendine ve eşine yakınlığı esas alarak belirlediği milletvekilleri kendisinden geri kalır mı? Kalırsa görenini eksik yapmış olmaz mı?
Başbakan Erdoğan, derdini söyleyenleri, itiraz edenleri sözle dövmekle yetinirken, Erdoğan’ın tepeden inme halka dayattığı milletvekili elbette ki daha ileri gideceklerdir. Nitekim Erdoğan’ın AKP teşkilatlarından görev yapmadan, emeği olmadan partilileri ve halkı tanımadan halka dayatarak milletvekili yaptığı Mehmet Metiner, AKP’lilerin, halkın ve valinin gözleri önünde gazetecilik görevini yapan, halkın sorunlarını dile getiren gazeteciyi dövdü.
Gazetecinin dövülmesi olayı resimleriyle birlikte basına yansıdı. Mehmet Metiner, dayak olayını inkâr etmedi. Böyle bir olay yaşanmamıştır denilmedi. Olaya tanık olan AKP il teşkilatından dayak olayı konusunda bir açıklama yapılmadı. Milletin efendisi değil, hizmetkârıyız diyen başbakan Erdoğan, hizmetkârı olduğunu söylediği halkın, milletvekili tarafından dövülmesine ses çıkarmadı.
Bu olaydan yola çıkarak Başbakan Erdoğan’ın Erdoğan diktatör diyorlar. Ben bu milletin efendisi değilim. Diktatörlük benim kanımda yok, cibiliyyetimde yok. Ben bu milletin hizmetkârıyım” sözlerini: Yanlışta yapsak doru da yapsak ses çıkarmadan, bize karşı çıkmayanların, her yaptığımız itirazsız ve koşulsuz onaylayanların hizmetindeyiz. Farklı düşünenler ve İtiraz edenler, bedelini öderler. Adıyaman’da bu bedelin karşılığı dayaktır. Şeklinde algılamak gerekiyor. Aksi halde AKP milletvekilinin, halkın, AKP’lilerin ve valinin gözleri önünde gazeteciyi dövmesini, AKP’den buna bir itirazın gelmemesini başka türlü nasıl izah edeceğiyiz.    
Celal Topkan
05326862003 – [email protected]
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner115

banner185