Bu haber kez okundu.

Eski Milletvekili Celal Topkan'dan Genel Gündem Yazıları
“Ankara da hizmet, Adıyaman ziyaret, Adıyaman’da ben sizi rahatsız edeyim Ankara’da sizin beni rahatsız etme hakkınız doğsun” adını verdiğim ziyaret kapsamında, 10 Ağustos-1 Eylül tarihleri arasında Adıyaman’daydım.
Adıyaman ve ilçe merkezlerini ziyaret ettim. Besni, Gölbaşı, Tut’un köylerinin büyük kısmını gezdim.
Dostlarla birlikte olduk. Dertleştik ve hasret giderdik. Köylüyü, geçmişe göre daha da yoksullaşmış gördüm. 
Pamuğun maliyeti yüksek olduğu için köylü bu sene ağırlıklı olarak mısır ekmiş.
Çiftçinin söylediğine göre, mısırda nem oranı yüzde 14’e düştüğü zaman hasad başlıyor.
Eğer nem oranı yüzde 14’ün altına düşerse, çiftçi zarar ediyor.
Tarım Bakanı, mısırın hasadından günler önce bu yıl mısır alım fiyatını kilo başına 630 kuruş (tonu 630 TL) olarak açıkladı.
20 Ağustos Besni’de mısır hasadı başladı. Ama ofis mısır alımına başlamadı. Ofis mısır almayınca çiftçi hasat ettiği mısırı tüccara satmak zorunda kaldı.
Çiftçinin çaresiz kaldığını gören tüccar, bu durumu kendisi için fırsata dönüştürdü. Mısırın tonuna 540 TL fiyat verdi (Bakanın açıkladığı fiyattan 90 TL daha az).
Hâlbuki bir ton mısırın maliyeti, bu fiyatın çok üstündeydi.
 
Bir ton mısırın maliyeti
Tohum gideri
60 TL
İki kat köten (kat başına 3 litre mazot)
28 TL
İki kat Kültüfatör (kat başına 1.5 litre mazot)
14 TL
İki kat tapan (kat başına 1.5 litre mazot)
14 TL
Tohum ekimi (1.5 litre mazot Gideri)
7 TL
İki kat ilaçlama (kat başına 1.5 litre mazot)           
14 TL
3 kat çapa (kat başına 1.5 litre mazot)
21 TL
60 Kg ÜRE X 1.2 TL
72 TL
40 Kg DAP (gübre)    X 1.5 TL
60 TL
İlaç gideri
10 TL
Sulama (8 kat – Maliyetin % 25’i)
135 TL
Hasat gideri (biçme masrafı)
17 TL
Cenan Payı (Maliyetin % 10’u)
54 TL
TOPLAM
506 TL
 
Bu maliyete:
Çiftçinin emeği dahil değildir.
Traktörün yıllık onarım ve bakım gideri dahil değildir.
Traktörün kırılan parçasını tamiri dahil değildir.
Traktörün aşınma payı dahil değildir.
Yağ ve lastik (teker) gideri dahil değildir. 
 
Çiftçinin bir yıllık emeği, traktörün bakım, onarım, aşınma, lastik ve diğer gideri de eklendiğinde bir ton mısırın maliyeti, 540 TL’nin çok üstündedir.
Eğer Ofis günlük üretilen mısırı, Tarım Bakanın açıkladığı fiyattan alsaydı. Çiftçi zarar etmeyecekti.
Ofis, günlük yapılan hasadın ancak 10 da birini alınca, mısırın üreticisi ürününü, maliyetinin altında tüccara satmak zorunda kaldı. 
Kendisi Besnili olan ve aynı zamanda Meclis Tarım Komisyonu üyesi Mehmet Erdoğan, mısır hasadı başladığında Besni’deydi.
Mısır üreticisine sahip çıkmadı.
Günde 3 bin ton mısır hasadı yapılırken, ofisin günde yalnızca 200 ton mısır almasına müdahale etmedi.
Mısır üreticisini, tüccara mahküm etti.
Hâlbuki Mehmet Erdoğan, seçimler sırasında, çiftçiye tarımda üretimin artırılması ve üretilen ürünün değer fiyatına satılmasını sağlama, çiftçinin durumunu iyileştirme ve çiftçiyi zenginleştirme sözünü vermişti.
Çiftçi, Mehmet Erdoğan’ın verdiği sözlere inanmıştı. AKP, Besni de en çok oyu, köylerde almıştı.
SUSAN ADAM “MEHMET ERDOĞAN”
Bir önceki yazımda Besni de, ofisin yeterli mısır alımı yapmayarak, mısır üreticisini tüccara mahküm ettiğini, tüccarın mısırı maliyetinin altında bir fiyatla aldığını, rakamlara dayalı olarak anlatmıştım.
Yine bir önceki yazımda kendisi Besnili ve aynı zamanda Meclis AKP Tarım komisyonu üyesi olan Mehmet Erdoğan’ın mısır hasadı sırasında Besni’de olduğunu, Besni’de günde 3 bin ton mısır hasadı yapılırken, ofisin yalnızca 200 ton mısır aldığını, üreticiyi tüccara mahküm ettiğini, Mehmet Erdoğan’ın mısırın maliyetinin altında satılmasına ses çıkarmadığını yazmıştım.
Hak ve özgürlükleri geliştirme ve güvence altına alma, Türkiye’yi ileri demokrasiye taşıma sözü vererek iktidara gelen Başbakan Erdoğan, 2011 seçimlerinden sonra parlamentodaki çoğunluğunu, çoğunluğun iktidarı gibi görmeye başladı. Otoriterleşti. İnsanların yaşamlarına karışmaya başladı. Dışlayıcı ve ayrıştırıcı bir siyaset yaptı. İtiraz edenleri ve seslerini çıkaranları aşağıladı. Değerlerini hakaret etti. Süreç içinde bu davranışını artırarak devam ettirdi.
Taksim Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesine karşı çıkan gençler, Taksim Gezi Parkı’nın tarihi ve doğal yapısının korunması için barışçıl bir eylem başlattılar.
Başbakan Erdoğan, ben çoğunluğum. İstediğimi yaparım anlayışı içine girdi. Bir taraftan barışçıl eylem yapan gençlere ve değerlerine hakaret etti. Diğer taraftan da polislere emir verdi. Polisler, Erdoğan’dan aldıkları emirlerle TOMA’larla ve biber gazıyla gençlere saldırdı. 6 genç, polis saldırısında öldü. 12 eylemci polis saldırısında gözlerini kaybetti. Binlerce eylemci, polis saldırısında yaralandı. Yüzlercesi sakatlandı. 
Eylemciler, Erdoğan’ının otoriter, ayırımcı, dışlayıcı ve karşı çıkanların değerlerine hakaret eden tavrına ve polislerin Erdoğan’dan aldıkları emirle acımasız saldırılarına karşı eylemciler, barışçıl eylemlerine devam ettiler. Sessizce “Duran Adam,” sessizce “Oturan Adam” “Kitap Okuyan Adam” gibi çeşitli eylem türleri geliştirdiler. Bu eylem türleri bir anda toplumun dikkatini çekti. Ülke geneline yayıldı. Türkiye’nin değişik illerinde insanlar, başbakanın otoriter ve anti-demokratik uygulamalarını protesto etmek için sessizce durun adam, oturan adam ve okuyan adam eylemleri yaptılar.
Gençlerin başlattıkları yeni ve farklı bir eylem türü olan bu barışçıl eylemlerin etkileri, Türkiye ile sınırlı kalmadı. Süreç içinde Meksika ve İtalya başta olmak üzere dünyanın değişik bölgelerinde insanlar, Gezi Parkı eylemcilerinin barışçıl eylemlerini taklit ettiler. Onlarda yönetenlerin (iktidarların) otoriter, haksız ve anti-demokratik uygulamalarına karşı sissizce duran adam, oturan adam, pankart açan adam eylemleri yapmaya başladılar.
Özetle Gezi Parkı eylemcilerinin, Başbakan Erdoğan’ın otoriter ve anti-demokratik uygulamalarına karşı geliştirdikleri barışçıl eylem türleri, bir anda evrenselleşti ve evrensel bir boyut kazandı.
Gezi Parkı eylemcilerinin başlattıkları barışçıl eylem türlerinin diğer ülkelerde de yapılmaya başlanması ve evrensel bir boyut kazanması, Başbakan Erdoğan’ı daha da kızdı. Erdoğan, süreç içinde gezi eylemcilerine hakaretine devam etti.
Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı eylemcilerinin sessizce duran adam eylemlerine çok kızmıştı. Ama anlaşılan AKP Adıyaman milletvekili Mehmet Erdoğan, başbakan Erdoğan’ın aksine Gezi Parkı eylemcilerinin Başbakan’ın otoriter, baskıcı ve dışlayıcı tavrını protesto etmek için başlattıkları “sessizce duran adam” eyleminden çok etkilenmişti. Nitekim, seçimlerde tarımda üretim artışı sağlamak, üretilen ürünün değer fiyatına satılması için mücadele etmek, köylüyü zenginleştirmek sözlerini veren Erdoğan, Ofisin günlük hasat edilen mısırı almayıp, çiftçinin mısırını maliyetinin altında tüccara satmak zorunda kalmasına ses çıkarmadı. Gezi Parkı eylemcilerinin; sessizce “Duran Adam” eylemini taklit etti. “SUSAN SİYASETÇİ” eylemi yaptı. Vatandaşın talepleri karşısında susan siyasetçi olarak, Adıyaman’ın siyasi tarihine geçti.  
ZİRAAT ODASI DEĞİL, SANKİ AKP’NİN BİR YAN KURULUŞU
Sivil toplum örgütlerinin görevi, iktidarlar karşısında üyelerinin hak ve çıkarlarını korumak için mücadele etmektir.
Üyelerinin durumlarını iyileştirmek, yaşam düzeylerini yükseltmek için mücadele etmektir.
Sivil toplum örgütleri, bu amaçla kurulurlar ve görev yaparlar.
Bir zorunluluk olmamasına karşın sivil toplum örgütlerinin başkan ve yönetim kurulu üyeleri, iktidarda olan parti ile organik ilişki içine giremezler.
Partinin genel merkez organlarında, il ve ilçe teşkilatlarında görev alamazlar.
Eğer iktidarda olan parti ile organik bağ içine girer, partinin yönetim organlarında görev alırlarsa, iktidar karşısında üyelerinin hak ve çıkarlarını savunamazlar.
Üyelerinin mağduriyetine neden olurlar. 
Besni Ziraat Odası Başkanı İsmail Sümer, aynı zamanda iktidarda olan AKP’nin Besni İlçe Yönetim Kurulu Üyesidir.
Soru şu.
Besni Ziraat Odası Başkanı İsmail Sümer, Ziraat Odası Üyesi çiftçilerin yanında mı yer alacak?
Yoksa ilçe yöneticisi olduğu AKP’nin yanında mı yer alacak?
Çiftçinin hak ve çıkarlarını mı savunacak?
Yoksa AKP’nin çiftçiyi mağdur eden tarım politikalarını mı savunacak?
Çiftçinin ürünün değer fiyatına satılmasını için mücadele etmesi mümkün mü?
Hem AKP Besni ilçe yönetim kurulu üyesi, hem de Besni Ziraat Odası Başkanı olan İsmail Sümer, Ziraat Odası Üyesi çiftçilerin haklarını savunması, çiftçinin ürününü değer fiyatına satılması için mücadele etmesi ne kadar mümkün olabilir? 
Mısır hasadı başladığı sırada Besni’deydim.
Ofis, mısır hasadının başlanmasından 10 gün sonra, alım yapmaya başladı.
Günde 3 bin ton mısır hasadı yapılırken, Ofis günde 200 ton mısır aldı.
Ofis günlük hasat edilen mısırı almayınca üretici çaresizlikten mısırını maliyetinin altında, tüccara satmak zorunda kaldı. 
Çiftçi bu mağduriyeti yaşarken Ziraat Odası Başkanı İsmail Sümer, çiftçiyi çaresizliğiyle baş başa bıraktı.
AKP milletvekili Mehmet Erdoğan’la birlikte düğünleri gezdi.
Çiftçinin yanında değil, çiftçiyi mağdur eden AKP’nin yanında yer aldı.
 
Çiftçinin hak ve çıkarlarını korumak için kurulmuş ve örgütlenmiş olan Ziraat Odası’nın Başkanın, aynı zamanda iktidarda olan AKP’nin ilçe yönetim kurulu üyesi olması, Besni’de bir ilktir. İsmail Sümer her ne kadar da çiftçiler tarafından seçilmiş olsa da bu durum, çiftçiler adına büyük bir şansızlık olmuştur. . 
 
Hani şair diyor ya:
İnsanlar bozuldu gardaş, devir değişti.
Hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı.
Menfaatler ön plana yerleşti.
Hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı.   (Şair Ilgar Çiftçioğlu)
Şairin de dediği gibi, AKP ile birlikte insanlar değişti. Kurumlar yozlaştı. Her şey kokuştu.
 
ÇİFTÇİYİ YOKSULLUKTAN KURTARMANIN VE ZENGİNLEŞTİRMENİN YOLU (1)
Adıyaman’ın bir tarım kenti. Çalışma yaşamındaki Nüfusun yüzde 85’i tarımla uğraşıyor. Nüfusun ancak yüzde 15’i sigortalı bir işte çalışıyor, düzenli bir gelir ve sosyal güvenceye sahip. Sigortalı çalışanların büyük kısmı da asgari ücretli.
Adıyaman merkezi ziyaretim sırasında TPO karşısındaki dolmuş durağında sıra bekleyen şoförler arkadaşları ziyaret ettim. Sohbetimizde ağırlıklı olarak tarımın sorunlarını tartıştık. AKP’ye yakın olduğunu sandığım bir hemşerim, “AKP’nin tarım politikalarını eleştiriyorsunuz. AKP’nin çiftçiyi mağdur ettiğini söylüyorsunuz. Peki, çözüm nedir” diye bir soru sordu.  
Soru, son derece haklı ve yerinde bir soruydu. Mademki AKP’nin tarım politikasının çiftçiyi yoksullaştırdığını ve mağdur ettiğini söylüyordum. O zaman tarımda verimi ve kaliteyi artıracak, üretilen ürünün değer fiyatına satılmasını sağlayacak ve çiftçinin durumunu iyileştirecek, yaşam kalitesini yükseltecek alternatif bir tarım politikası önerimin de, olması gerekiyordu. Aksi halde AKP’nin tarım politikasını eleştirmenin bir anlamı ve değeri yoktu. 
Tarımda verimi artıracak ve ürün kalitesini yükseltecek önerimi anlatmadan önce iki önemli tespit yapmam gerekiyor.
 
Birincisi, Türkiye’de tarımda girdi fiyatları çok yüksek olduğu için üretilen ürünün hem maliyeti yüksek hem de kalitesi düşük. Bu nedenle de Türk çiftçisi, yabancı ülkelerin çiftçileri ile rekabet edemiyor. Yani Türk çiftçisinin en büyük sorunu, tarımda girdi fiyatlarının yüksek oluşudur. 
 
İkincisi, tarımda yeterli verim alınmazsa, halkınız yeteri kadar beslenemez. Sağlıklı bir toplum olunamaz. 
 
Önemli bir atasözü var.
Tarlaya ne ekerseniz onu biçersiniz.
Yani tarla kendiliğinden ürün vermez.
 
Tarlayı sürmeden tohum ekilmez.
Ekilse de, tohum yetişmez.
Yanı tarlayı yeter oranda süremezseniz, istediğiniz verimi alamazsınız.
 
Tarla, iki yerine dört defa sürülürse, toprak daha çok hava ile temas eder.
Tarla daha çok ürün verir.
Tarlaya iki çapa yerine dört çapa vurulursa, verim artar. 
Bir yerine iki, iki yerine dört ürün alınır. 
Bu bağlamda tarımda verimi etkileyen en önemli iki girdiden birisi motorindir (mazottur).
 
AKP iktidara geldiğinde (3 Kasım 2002) bir litre mazotun fiyatı, 940 kuruştu.
Bu gün ise bir litre mazotun fiyatı, 4 lira 52 kuruş (10 Eylül 2012 tarihi itibariyle).
Yani AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002- Eylül 2013 arasında, mazotun fiyatı, 4.8 kat artmıştır.
 
4.52 TL olan bir litre mazotun:
1.53 TL’si (yüzde 33.96’sı), rafineri çıkış fiyatı, yani mazotun maliyetidir.
1.70 TL’si (yüzde 37.73’ü), Özel Tüketim Vergisi’dir (ÖTV).
0.58 TL’si (yüzde 12.94’ü), Katma Değer Vergisi’dir (KDV).
0.59 TL’si ise, diğer vergilerdir.
 
Görüldüğü gibi bir litre mazotun maliyeti, 1.53 TL’dir.  
Maliyetin dışındaki 2.97 TL, mazottan alınan vergilerdir.
 
Eğer çiftçinin kullandığı motorinde, Özel Tüketim Vergisi (1.70 TL) alınmazsa, çiftçi bir litre mazotu, 2.82 TL’ye, alacaktır.   
Mazotu daha ucuza alan çiftçi, tarlayı iki yerine dört defa sürebilecektir. 
İki çapa yerine dört çapa vuracaktır.   
İki defa ilaçlama yerine dört defa ilaçlama yapabilecektir.
Tarla da bir verim yerine, iki verim alınacaktır. 
Bir verim yerine iki verim alacak olan çiftçi, devlete bir vergi veriyorsa iki vergi verecektir. Devlet çiftçinin kullandığı motorinden almadığı Özel Tüketim Vergisi’ni (ÖTV), artan tarım ürünü satışından alacaktır. 
Böylece hem devlet vergi kaybı uğramamış olacaktır.
Hem de çiftçi daha çok kazanacaktır.
Daha çok kazanan çiftçi yoksulluktan kurtulacaktır ve zenginleşecektir. 
Zenginleşen çiftçinin yaşam standardı yükselecektir.
 
Çiftçinin kullandığı mazotta ÖTV almayan devlet, tarım ürünü ithal etmekten, ithal ettiği tarım ürünlerine döviz ödemekten kurtulacaktır.
Özetle bir taşla iki kuş vurulacaktır.
Hem çiftçi zenginleşecektir.
Hem de devlet zenginleşecektir.
 
ÇİFTÇİYİ YOKSULLUKTAN KURTARMANIN VE ZENGİNLEŞTİRMENİN YOLU (2)
Tarımda verimi etkileyen ikinci en önemli girdi, gübredir.
Çiftçinin kullandığı gübrede 18 Katma Değer Vergisi (KDV) alınıyor.
 
2002-2013 Arasında Gübre Fiyatındaki Değişim
 
2002 Ton/TL
2013 Ton/TL
Artış Miktarı Ton/TL
Artış Oranı
DAP
354
1500
1146
4.3 kat
Üre
237
1320
1083
5.5 kat
20X20
176
1080
904
6.1 kat
Amonyum Sülfat
162
700
538
4.3 kat
 
Tabloda görüldüğü gibi, 2002’de tonu 354 TL olan DAP’ın tonu 2013’te 4.3 kat artarak 1500 TL’ye,
Ürenin 237 TL olan fiyatı 2013’te 5.5 kat artarak 1320 TL’ye,
20X20’nin 176 TL olan fiyatı 6.1 kat artarak 1083 TL’ye,
Amonyum Sülfat’ın 162 TL olan Fiyatı, 43. Kat artarak 700 TL’ye çıkmıştır.
Yani AKP’nin büyük bir meclis çoğunluğu ile tek başına iktidarda olduğu 2002-2013 arasında, gübreye sürekli zam yapılmıştır. 
 
Gübre’ye ödenen KDV miktarı
 
 
Bir Ton Gübrenin Fiyatı
(TON/TL)
KDV Miktarı (TL)
Bir Ton Gübrenin KDV’siz Fiyat (TON/TL)
DAP
1500
270
1230
Üre
1320
237
1083
20X20
1080
194
916
Amonyum Sülfat
700
126
574
 
Tablo da görüldüğü gibi, gübrenin fiyatı yükselince, doğal olarak gübreden alınan Katma Değer Vergisi de (KDV) artmıştır.
 
Gübrenin 2002-2013 arasında değişen fiyatını gösteren tablo ile gübre alınan KDV vergisini gösteren tablo birlikte, değerlendirildiğinde: 
2013 yılında bir ton DAP gübresinde alınan KDV miktarı, neredeyse DAP’ın 2002’deki fiyatına ulaşmıştır. 
2013 yılında bir ton Üre gübresinde alınan KDV miktarı, ürenin 2002’deki fiyatı kadar olmuştur.  
2013 yılında bir ton 20X20 gübresinde alınan KDV miktarı, 20X20’nin 2002’deki fiyatını geçmiştir. 
2013 yılında bir ton Amonyum Sülfat gübresinde alınan KDV miktarı, Amonyum Sülfat 2002’deki fiyatını geçmiştir. 
Çiftçi, gübrenin sürekli artan fiyatı ve fiyatıyla birlikte sürekli artan vergisine yetişemez, oldu. 
Eğer çiftçinin kullandığı gübrede, KDV alınmazsa:
Çiftçi bir ton DAP’ı 1500 TL yerine 1230 TL’ye,
Üreyi,  1320 TL yerine, 1083 TL’ye,
20X20 gübresini 1080 TL yerine 916 TL’ye,
Amonyum Sülfat’ı 700 TL yerine 570 TL’ye, alacak. 
Gübrenin fiyatı ucuzlayacağı için tarlaya, yeteri kadar gübre ekebilecek   
Bir ürün alacaksa iki ürün alacak.
Tarımda verim iki katına çıkacak. 
Devlet, tarım ürünlerinin satışında bir vergi alıyorsa iki vergi alacak. 
Çiftçinin kullandığı motorinden alınmayan vergi, artan tarım ürününün satışından alınacak.
Böylece devletin vergi kaybı ortadan kalkacak, hem de çiftçinin geliri artacak ve zenginleşecek ve yoksulluktan kurtulacak.
Çiftçinin yaşam standardı yükselecek. Hem de devlet, tarım ürünleri ithal etmekten, ithal ettiği tarım ürünlerine döviz ödemekten kurtulacak.
Yani hem çiftçi, hem de devlet zenginleşecektir.
ÇİFTÇİYİ YOKSULLUKTAN KURTARMANIN VE ZENGİNLEŞTİRMENİN YOLU (3)
1999-2002 arasında iktidarda olan DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümeti uyum içinde çalışamadı. Kurulduğu günden başlayarak sürekli sorunlar yaşandı. Biri 2000 diğeri 2001’de iki büyük ekonomik kriz yaşandı. Dolar 650 TL’den 1600’ye yükseldi. Ülkede yüzde 40’lar civarında yoksullaşma oldu. Yüzlerce iş yeri kapandı. Binlerce kişi işini kaybetti. Ekonomik krizden en çok, toplumun en yoksul ve güçsüz kesimini oluşturan geçimini tarım yaparak sağlayanlar (çiftçiler) etkilendi. Köylerde büyük bir yoksulluk ortaya çıktı.
2002 seçimlerinde AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3 Y diye formüle ettiği “yoksulluğu,” Yolsuzluğu” ve “Yasakları” ortadan kaldırma, tarımda verimi artırma, üretilen ürünün değer fiyatına satılmasını sağlama, köylüyü zenginleştirme ve yoksulluktan kurtarma sözünü verdi.
Erdoğan’ın verdiği bu sözler, ekonomik krizlerden etkilenmiş, aşını ve işini kaybetmiş, yoksullaşmış olan tüm kesimlerin gündemine uygun düşen sözlerdi. Bu sözlerden en çok köylerde yaşayanlar etkilendiler. AKP seçimlerde en çok oyu köyler, geçimini tarımda sağlayanlardan aldı. Toplam 550 milletvekilinin 363’nü kazandı. Tek başına iktidara geldi.
2005-2013 Arasında Konut, Sanayi ve Tarımsal Sulamada Kullanın Elektriğin Fiyatındaki değişim 
Yıl
Dönemi
Konutta Kullanılan Bir KWH Elektriğin Birim Fiyatı
Sanayide Kullanılan Bir KWH Elektriğin Birim Fiyatı
Tarımsal Sulamada Kullanılan Bir KWH Elektriğin Birim Fiyatı
2005
10
148 Kuruş
141 Kuruş
142 Kuruş
2006
10
148 Kuruş
141 Kuruş
142 Kuruş
2007
10
148 Kuruş
146 Kuruş
142 Kuruş
2008
10
226 Kuruş
203 Kuruş
199 Kuruş
2009
10
248 Kuruş
224 Kuruş
212 Kuruş
2010
10
252 Kuruş
224 Kuruş
233 Kuruş
2011
8
270 Kuruş
224 Kuruş
233 Kuruş
2012
10
341 Kuruş
264 Kuruş
286 Kuruş
2013
8
361 Kuruş
275 Kuruş
314 Kuruş
Artış Oranı
 
2.43 Kat
1.95 Kat
2.21 kat
Kaynak: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu
2005-2013 Arasında Konut, Sanayi ve Tarımsal Sulamada Kullanın Elektriğin Fiyatındaki değişimi gösterentabloda görüldüğü gibi, 2002- 2007 arasında konut, sanayide ve tarımsal sulamada kullanılan elektriğin fiyatına zam yapılmamıştır.
En çok oyu köylerde alarak iktidar olan Başbakan Erdoğan, 2002-2007 arasında köylüye verdiği sözleri tuttu. Tarımsal sulamada ve konutlarda kullanılan elektriğe zam yapmadı.
AKP, 2002 seçimlinde olduğu gibi, 2007 seçimlerinde de en çok oyu köylerde aldı. Oyunu artırarak büyük bir meclis çoğunluğu ile ikinci defa tek başına iktidara geldi.
 
Oyunu artırarak ikinci defa tek başına iktidara gelen, iktidarını sağlamlaştıran ve güvenceye alan Başbakan Erdoğan:
Tarımda verimi artırma,
Üretilen ürünü değer fiyatına satılmasını sağlama,
Köylüyü yoksulluktan kurtarma ve zenginleştirme vaadinden vazgeçti.
Siyasal ve ekonomik tercihini, zenginden yana yaptı.
Kendisini iktidara getiren köylüyü değil, sanayiciyi zenginleştirmeye karar verdi.
2007-2013 arasında elektrikteki fiyat artışını gösteren tabloda görüldüğü gibi, 2007-2013 arasında: konutlarda kullanılan elektriğin fiyatı 2.43 kat,
Tarımsal sulamada kullanılan elektriğin fiyatı 2.21 kat artarken,
Sanayide kullanılan elektriğin fiyatı 1.95 kat artmıştır.
Tarımsal sulamada kullanılan elektrik, sanayide kullanılan elektrikten 39 kuruş (yüzde 12,4) daha pahalıdır. 
 
Tarım sulamada kullanılan elektriğe sürekli zam yapılınca, elektrikte alınan vergini fiyatı da sürekli arttı. Sürekli artan elektrik fiyatına ve fiyatla birlikte artan vergiye yetişemeyen köylü, tarımsal sulamadan vazgeçmek zorunda kaldı.
 
Köylü sulamadan vazgeçince tarımda hem verim düştü, hem üretilen ürünün kalitesi düştü. 2002-2007 arasında ekonomisi kısmen düzelen köylü, tekrar fakirleşti ve yoksullaştı.
 
AKP döneminde bırakın köylünün durumunun iyileşmesini, ekonomisi kötüleşen ve yoksullaşan köylü, aş ve iş bulma umudu ve daha iyi bir yaşam arayışıyla, köyden kente göç başladı.
 
Tarımsal sulamada kullanılan elektrikte yüzde 18 Katma Değer Vergisi (KDV) yüzde 2 TRT payı, yüzde 1 enerji fonu alınmaktadır.
Tarımsal sulamada kullanılan elektrikte alınan verginin, yüzde 21’i vergidir. 
25 Eylül 2013 tarihi itibariyle 314 kuruş olan bir KWH elektriğin fiyatının, 65.94 kuruşu vergidir.
 
Eğer tarımda kullanılan elektrikte 18 KDV, yüzde 2 TRT payı ve yüzde 1 enerji fonu payı alınmazsa, tarımda kullanılan enerjinin fiyatı, 65.94 kuruş düşecektir.
 
Çiftçi, ekini bir defa sulayacaksa, iki defa sulayacaktır. Tarımda verim artacaktır.
Çiftçi bir verim alacaksa iki verim alacaktır.
Hem çiftçi kazanacaktır. Hem de devlet kazanacaktır.
Tarımsal sulamada kullanılan elektrikte alınmayan vergi, artan ürün satışından alınan vergi ile karşılanacaktır. 
Devletin bir vergi kaybı olmayacaktır.
Bunlar yapılması zor ilen işler değildir.
Siyasal bir tercih sorunudur.
 
 
ÇİFTÇİYİ YOKSULLUKTAN KURTARMANIN VE ZENGİNLEŞTİRMENİN YOLU (4)
Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin hesaplamalarına göre 2012 yılı tarımda kullanılan motorinin toplamı maliyeti 4.5 milyardır.
Bu maliyetin 1.52 milyarı (yüzde 33.96’si), motorinin maliyetidir.
Motorinin maliyetin geriye kalan, 2.98 milyarını (yüzde 66.04’ü) ise, ÖTV, KDV ve diğer vergiler oluşturmaktadır.
Başbakan Erdoğan, her fırsatta kendi dönemlerinde ekonominin büyüttüklerinden söz ediyor.
Türkiye’yi dünyanın en büyük 17. Ekonomisi yaptıklarını söylüyor.
Gerçekten de 2002-2013 arasında Türkiye’nin ekonomisi büyüdü.
Türkiye dünyanın 17. ekonomisi oldu.
Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı 2012 kesinleşen vergi geliri sonuçlarına göre, 2012 yılı toplam vergi geliri 317 milyar 188 milyon 776 bin TL’dir. 
Çiftçinin kullandığı akaryakıttan yılda alınan 2.98 milyar vergi, 317 milyar toplam vergi geliri ile karşılaştırıldığında, deveden kulak bile değildir.
Kaldı ki daha önce anlatıldığı gibi, eğer çiftçinin kullandığı akaryakıtta vergi alınmazsa:
Hem tarımda verim artacaktır.
Hem de ürünün kalitesi iyileşecektir.
Artan verim ve kalitesi iyileşen tarım ürününü satışından alınan vergi miktarı, artacaktır.
Çiftçinin kullandığı akaryakıttan alınmayan vergi, artan tarımda ürünü artışından fazlasıyla alınacaktır.
 
Diğer taraftan Türkiye Avrupa Birliğine girmek için mücadele ediyor.
1 Ocak 2013 tarihi itibariyle, AB ülkelerinden:
Belçika, Güney Kıbrıs, Lüksemburg, Litvanya ve Letonya’da tarımda kullanılan akaryakıt, Özel Tüketim Vergisinden muaf.
Romanya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, Macaristan, Slovanya, Finlandiya, İtalya, İsveç, İrlanda ve İspanya’da düşük oranda ÖTV alınıyor. Ve bu ülkelerde sosyal güvencesi olmayan çiftçi yok.
   
Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip bir ülke.
Tarımda kullanılan motorinde düşük oranda ÖTV alınan Fransa ve İtalya bir bırakılırsa:
Türkiye’nin ekonomisi, tarımda kullanılan akaryakıtın Özel Tüketim Vergisi almayan Belçika, Güney Kıbrıs, Lüksemburg, Litvanya ve Letonya’nın,
Tarımda kullanılan motorinde düşük oranda ÖTV alan Romanya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Slovanya, Finlandiya, İsveç, İrlanda ve İspanya’nın ekonomisinden çok çok daha büyük.
 
Ayrıca tarımda kullanılan akaryakıttan Özel Tüketim Vergisi almayan ve düşük oranda ÖTV alan AB ülkelerinin çiftçilerinin durumları Türk çiftçisinin durumundan daha iyi ve sosyal güvenceye sahipler. 
 
Yani Türk çiftçisinin durumu, bu ülkelerin çiftçilerinin ekonomik ve sosyal durumları ile karşılaştırıldığında, Türk çiftçisi daha yoksul ve sosyal güvenceden yoksun.
 
Özetle Fransa ve İtalya dışında ekonomileri Türkiye’den daha kötü olan AB ülkeleri, tarımda kullanılan akaryakıtta ÖTV almayarak ya da düşük oranda ÖTV alarak, çiftçilerini çok ve kaliteli ürün üretmeye ve zenginleşmeye teşvik ederken, 
Tarımda verimi ve kaliteyi artırma, köylüyü zenginleştirme ve yoksulluktan kurtarma sözlerini vererek İktidara gelen AKP, akaryakıt sürekli zam yapmıştır. Akaryakıta sürekli yapılan zamla birlikte, akaryakıtta alınan ÖTV, KDV ve diğer vergilerde sürekli artmıştır.
Her geçen gün artan akaryakıt zammına yetişemeyen Türk çiftçisi, kaliteli ürün üretmiyor. Kendisinde daha kaliteli üretim yapan AB ülkeleri çiftçileri ile rekabet edemiyor.
Ürettiği ürünü ucuz fiyatla satmak zorunda kalıyor.
AB ülkeleri çiftçisi her geçen gün zenginleşir ve güçlenirken,
Türk çiftçisi her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor ve güçsüzleşiyor.
 
Hâlbuki AB ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de tarımda kullanılan akaryakıtta vergi (ÖTV, KDV ve diğer vergiler) alınmasa, ya da düşük oranda ÖTV ve KDV alınsa Türk çiftçisi de kaliteli ürün üretir. AB ülkeleri çiftçisi ile rahat rekabet eder.
Bir taşla iki kuş vurulmuş olur. 
Hem çiftçinin durumu iyileşir, yoksulluktan kurtulur hem de tarımda üretim artışı ile ülke ekonomisi daha da büyür. 
 
Celal Topkan
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.